Pages

26 Aralık 2016

Kumpas

14 yıldır her yaz sabahını istikrarla bize zehreden emekli Albay İhsan Bey, önceki ay, kışlık evinin salonunda ölü bulundu. Otopsi raporuna göre ölümünün herhangi bir nedeni yok. Viagra değil, altın vuruş değil, intihar değil, kanser değil. 72 yaşındaki adamın bilinen hiç bir hastalığı da yokmuş. Tıbbın açıklamakta zorlandığı bu an için "Vadesi dolmuş" diyen de oldu "Takdir-i ilahi" diyen de. Bana göre fazla bile yaşadı.

İzmir'de yaşayan oğulları üç gün boyunca ona ulaşamayınca basıp gelmişler Ankara'daki baba evine. Morarmış ve şişmiş cesedini bulmuşlar. Biz de yazlık komşularımızdan duyduk. Yıllarca bize işkence eden adamın cenazesine gidecek değildik ya! İtiraf ediyorum; öldüğü haberini alınca sevindim içten içe. "Oh be kurtulduk! Sabahları istediğimiz vakte kadar uyuyabiliriz artık!" Ah İhsan Bey ah! İnsan yaptıklarıyla hatırlanıyor.

Emekli olmak için üniversiteyi bitirmemi bekleyen annem ve babam, diplomayı aldığım gün verdiler dilekçelerini çalıştıkları devlet kurumlarına. Kıdem tazminatlarını birleştirdiler, yetmedi. Arabayı sattılar, o da yetmedi. Üzerine annemin emekli maaşını yok edecek kadar geri ödemelerle 5 yıllık kredi çektiler. Kuşadası'ndaki yazlığı aldılar. Yeni mezundum, henüz bir iş bulamamıştım. Staj yoktu, yaz okulu yoktu, yazlık vardı. İstediğim kadar uyuyabilirdim. Meğer hayaller sabah uykusu gerçekler İhsan Timur'muş! 

Yazlıkta geçirdiğimiz ilk sabah -belki de gece demek daha uygun olur zira uykuya dalalı iki saat olmuştu- bitişik evin bahçesinden gelen motor sesiyle uyandık. Babam ve ben, yataktan fırladığımız gibi terasa koştuk. Beyaz atletinin altına beyaz şortunu giymiş bembeyaz saçlı bir adam, sabahın beşinde çim biçiyordu! Komşulardan utandığı için "Beyefendi, napıyorsunuz gecenin bir vakti?!" diye seslendi babam. Adam duymadı. Babamdan tarafa bile bakmadı. Üçüncü gecenin sabahında onu elinde kumpasla çimlerin boylarını ölçerken yakaladık. İlk haftanın sonunda karakoldaydık. "Bunların benimle derdi ne anlamıyorum memur bey!" diye savundu kendini İhsan Bey. Babamın adamın üzerine yürümesine rağmen o hiçbir tepki vermeyince anladık işitme cihazı kullandığını ve bizi duyamadığını.

Evdeki herkes uykusuzluktan zombiye dönmüştü. Babamın hesabında "kefen parası" diye bıraktığı son birikimiyle hepimize gürültü engelleyici özellikli kulaklıklar aldık. On dört yaz mevsiminin her gecesinde kulaklıkla uyuduğunuzu düşünün. O uykular kadar nefret ediyoruz İhsan Bey'den. Yaşasın, esaret bitti!

Dün gece küçük oğlu Eser Abi aramış babamı. Psikopat herif, yaptı yine yapacağını! Tüm bahçe malzemelerini bize bırakmış! "Yazlığa uğrarsanız bekçiden alır  mısınız?" demiş. Hadi bağ makası, kazma, kürek, çapa neyse de n'apalım biz o kocaman çim biçme makinesini?! Tamam onu da aldık diyelim, peki ya kumpas? İhsan Bey'in son kumpası.

2 Mayıs 2016

Düldülünü Satan Fıstıkçı


Sezer Manto, her akşam aynı sokaktan aynı saatte geçmesiyle ünlenmiş, kariyerinin zirvesinde bir fıstıkçıydı. O akşam da, kayınpederinin düğün hediyesi Nacar marka duvar saati 9'u gösterdiğinde uyuklamakta olduğu çekyattan kalktı. Oğlunun eskisi halı saha ayakkabılarını giydi. Evinin karşı köşesindeki elektrik direğine zincirlediği Düldül'ünü azad etti. Bayrak kırmızısı, çift kadrolu, vitessiz, kamyon direksiyonu gibi gidonu olan, pabuç frenli bisikleti onun 25 yıllık dostuydu. Mesaisi başladı. "Fıstıkçıııııığ! Taze fıstık, tuzlu fıstık, kavrulmuş fıstık!"

Bir saat boyunca talep yaratmak için mahalleyi tavaf ettikten sonra civarın tek kahvesi olan İbrahim Aga'nın Yeri'nde mola verdi. Tuvalete gidip, lavaboda yüzüne su çarptı. Surat yine pancar. Yaşlandık tabii. Öyle taze maydanoz gibi durmayacaktık ya! Elli yaş, boru mu bu!

Ocağın yanından geçerken kendine bir bardak çay doldurdu. İbrahim Aga alışıktı Sezer Manto'nun bu hallerine. Dükkanında fıstık satmasına da müsaade ederdi. Çayını alıp okey oynayan bir grubun yanına oturdu. "Abi, sessiz iç şu çayını" diye çıkışan yanındaki gence cevap vermedi. Boş bardağı çarparak masanın göbeğine bıraktı. 

Düldüle doğru ilerlerken sendeledi. İbrahim Aga yetişti imdadına. "Sezer n'oluyo?" Onu kolundan tutup sandalyeye oturttu. "Midem bulanıyor, sol kolum..." Cümlesini tamamlayamadan fenalaştı. Gözlerini açtığında beyaz floresanın aydınlattığı bir odada yatıyordu. Işığın soğukluğundan üşüdü. Etrafta kimse yok. Birileri şu dingin dünyamı piç edene kadar kararımı vermeliyim. 

Perde açılıp karşısında doktoru görünce "Buldum" dedi kısık sesle. "Sezer Abi, yırttın hadi kefeni" esprisiyle coşan beyaz önlüklüye söylemek istediği çok şey vardı ama üç dakika önce ettiği sessizlik yemini aklına geldi. Zoraki bir gülücük gönderdi. Beş saat sonra hastaneden taburcu edildi. Raporunu okudu. Tükenmişlik sendromu! Yaşadığı stres midesine vurunca reflüsü artmıştı. İbrahim Aga'nın "Kalp krizi geçiriyor lan adam, çabuk ambulans çağırın" feryadına dayanamayan kahve ahalisi karga tulumba getirmişti onu acil servise. 

Gün gibi ortadaydı ki fıstıkçılık kariyerinin sonuna gelmişti. Birikmiş parası yoktu. İsteğe bağlı sigortadan emekliydi. Maaş kartı karısındaydı. Evi, babasından yadigar iki göz odaydı. Satacak bir jeti, adası, Ferrarisi bile yoktu! 

Çeyrek asırlık dostu Düldül'ü çıkardı gözden. Sahibinden'e, gittigidiyor'a yükledi kırmızı fotoğrafları. Düldül, elektrik direğinde yedi gün tek başına bekledi. Sekizinci gün mesaj atan ilk kişiye, onu, 200 liraya sattı. 

Onuncu günün sabah namazı vaktinde, BİM poşetine doldurduğu bir kaç kıyafetle evden çıktı. Denizleri aşıp Pendik'e ulaştı. Konya'ya giden hızlı trene bilet aldı. Müslüman adam Goa'ya gidip keşiş olacak değildi ya! Mevlevi dergahlarından birine sığındı. 

Bir yıl sonra sessizlik yeminini bozdu. Bol bol etli ekmek yedi, bamya çorbası içti. Huzur bulmak için gittiği Konya'da yiyip yatmaktan sağlığı daha da bozuldu. Mide yanmaları yüzünden Gaviscon bağımlısı oldu. Namaz kılmaktan başka hareketi olmadığı için 30 kilo aldığı 3 yılın sonunda karısının ve çocuklarının özlemine dayanamayıp evine döndü. Kapıyı açan karısı onu tanıyamadı. "Buyrun, kimi aradınız?" "Nalaan, Nalanıııığm, bana Filiz çay demler misin?"

Torku çay içmekten 3 yılda 2 kez mide kanaması geçirmişti. Bisan'ın internet sitesine girip vitesli yeni bir kırmızı bisiklet satın aldı. Hayatı boyunca yaşadığı en ilginç olayı Nalan'a anlatmaya başladı:

"Japon Kyoto Parkı'nda oturuyordum. Verimli ve yemyeşil bir bahçe. Parkın ortasındaki havuzun kenarında 6 katlı bir kafe var. Birden kafenin havuza bakan kapısı açıldı ve platformun üzerine belinde pembe kordon olan bir Sumo güreşçisi çıktı. Güreşçi yerde duran altın kronometrenin üzerine bastı. Ayağı kaydı ve düştü. Düştükten sonra etrafında mis gibi kokan sapsarı güller açtı. Güreşçi güllerin kokusuyla kendine geldi. Ayağa kalktı ve bahçenin en kuytu köşesindeki elmas kaplı patikaya doğru ilerledi."

Pürdikkat kocasını dinleyen Nalan "Başının üstünde topuzu da var mıydı?" diye sordu. 

"Yok," dedi Sezer, "jübilesini yapmış."

23 Nisan 2016

Sevda


Küçüktüm. İlkokula gidemeyecek kadar küçük. Yedi yaşında yoktum. Belki dörttüm. Ailece tatile gitmiştik. 

Marmaris, bikini üstü giymeden güneşlenen turistleriyle meşhurdu. Ablamın saçları uzundu. Benimkiler kısa. Çarşıdan nazar boncuklu bileklik almıştı babam bize. Annemin ön dişleri çürüktü. Vampir olduğunu düşünürdüm bazen. Geceleri, beni uyutmadan önce, yanağımdan öpmek yerine ısırırdı. Ondan korkardım. 

Üzerimde eteği püsküllü, her püskülüne farklı renk plastik boncuk takılmış, Tweety baskılı, beyaz, kolsuz bir T-shirt vardı. Altıma şort giydirmişler miydi? Annem özgür ruhluydu. Babam muhafazakardı.

Günübirlik tekne turlarından birine katılacaktık; az zamanda iyi yerler görmek için. Marinada "hangi tekneye binsek" kararsızlığıyla bizi sefil eden ebeveynlerim, o güzel şarkıyı duyunca, turun fiyatını bile sormadan atlamışlardı kırık tahtalı merdivenden tekneye. Babamın kucağında ablam, anneminkinde ben. Rengi beyaz, adı Sevda. Nükhet Duru çok güzel söylüyordu "unut onu dinsin gönlünde fırtına". '85 yılında çıkan albümününün de adıydı aynı zamanda. Söz Aysel Gürel, beste Attila Özdemiroğlu. İlk öğrendiğim şarkım Sevda ve de en sevdiğim. 

Benim dünyamdan iyi ki geçtin usta. "Değmez ona ağlamaya."
 

Copyright © önce, sesli harfleri çaldılar. Template created by Volverene from Templates Block
WP by WP Themes Master | Price of Silver